Okuma ve düzenleme araçları

Kyme Antik Kenti

Madde akışını inceleyin, PDF alın, revizyon geçmişine gidin ve gerekirse moderasyon bildirimini başlatın.

Ana

Kyme Antik Kenti

12 Aiol Kenti arasında en büyüğü olan Kyme Kenti, Aliağa Çakmaklı Köyü yakınlarındadır. Nemrut Körfezi'nde yer alan Kyme, Strabon’a göre, “Fricio Locrico”dan gelen kavim tarafından kurulmuştur; kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, “Pelasgiler”e atıfta bulunulması, Anadolu kıyılarında kurulmaya başlayan ilk merkezleri akla

Genel Tarihi Yapılar Tarih Düzenleme
Son düzenleyen Burakcarkaci

Maddeye en son dokunan kullanıcı.

Son güncelleme 3 saat önce

30.03.2026 14:32

İçerik yoğunluğu 19,137 karakter

Okuma gövdesinin yaklaşık uzunluğu.

Revizyon durumu 2 revizyon

Onaylandı

Madde bilgisi
Kategoriler: Genel Tarihi Yapılar
Etiketler: Tarih
Düzenleme Tarihi: 30.03.2026 14:32
Revizyon Sayısı: 2
Revizyon Durumu: Onaylandı
Düzenleme Notu: Düzenleme
12 Aiol Kenti arasında en büyüğü olan Kyme Kenti, Aliağa Çakmaklı Köyü yakınlarındadır. Nemrut Körfezi'nde yer alan Kyme, Strabon’a göre, “Fricio Locrico”dan gelen kavim tarafından kurulmuştur; kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, “Pelasgiler”e atıfta bulunulması, Anadolu kıyılarında kurulmaya başlayan ilk merkezleri akla

İzmir ili, Aliağa ilçesi sınırlarında yer alan Kyme antik kenti, Çandarlı Körfezi’nin güneyinde, Nemrut Limanı mevkiinde yer alan iki tepe arasında konumlandırılmıştır.

 

Kyme, Antik Çağda Aiolis Bölgesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Bölge, Gediz (Hermos) vadisi ile Bakırçay (Kaikos) arasında kalan alanı ve Midilli (Lesbos) adasını kapsar. Aiolis Bölgesi adını günümüzde hala tartışmalı halklarından almaktadır. Antik yazarların aktarımlarına göre Aioller, bölgeye MÖ 1120-1050 yılları arasında Kıta Yunanistan’ın Thessalia ve Boiotia bölgelerinden, kuzeybatı Anadolu topraklarına göç etmişlerdir. Strabon’un aktarımlarından edinilen bilgiler doğrultusunda, Aiollerin karaya ilk ayak bastıkları yer bu çalışmada ele aldığımız Kyme antik kenti topraklarıdır.

 

Aiollerin göçleri sırasında bölgenin yerli halkının Pelasglar olduğu ve Larisa kenti çevresinde yaşadıkları bilinmektedir. Aiol kavimleri, Pelasgların egemenlik alanlarında bir kent kurmadan önce Neonteikhos’da bir kule yerleşimi kurarak Larissa’ya hâkim olmayı başarırlar ve ardından Kyme antik kentini kurarlar. Strabon, Kyme’den bahsederken Aiol kentlerinin en büyüğü olarak tanımlar ve Lesbos’la birlikte otuza yakın kentin metropolisi konumunda olduğunu aktarır. Kentin adının ise Smyrna, Myrina, Ephesos kentlerinde olduğu gibi, kurucusu olduğu düşünülen amazon Kyme’den geldiğine inanılır6. Kentin sikkelerinde bahsi geçen amazonun sıklıkla tasvir edildiği ele geçen arkeolojik buluntularda görülmektedir. Kyme antik kenti aynı zamanda “Kyme Phrikonis’’ olarak da anılmaktadır. Bu adlandırılmanın sebebi ise Lokris’deki Phrikonis dağından gelen, Aiol liderlerinden Clevas ve Maleus’un Kyme kenti kuruluşunda aktif rol oynaması olduğu düşünülür.

 

Kentin kuruluşu Bizans tarihçisi Eusebios tarafından MÖ 1120 olarak aktarılır, fakat kentte yapılan araştırmalar sonucunda şu ana kadar elde edilen somut veriler MÖ 8. yüzyıldan önceye gitmemektedir. Dolayısıyla yapılan araştırmalar neticesinde, Kyme kentinin MÖ 2. bin yıl sonlarından MÖ 8. yüzyıla kadar var olan tarih aralığı soyut tek bir veri ile desteklenmektedir. Bu veri, MÖ 1. bin yıllarına ait ve Nikolaos Damaskus’un (Şamlı Nikolaos) Phokaia kentinin kuruluşuna ilişkin öyküsünde yer almaktadır. Yunanistan’da yer alan Phokis kentinde yaşayan gayrimeşru çocuklar kentten kovulur ve Ionlarla birlikte Batı Anadolu topraklarına göç ederler. Kyme Tiranı Menes bölgeye yerleşmelerine karşı çıkar. Menes o sırada kardeşi Ouatias ile iktidar çatışması içerisindedir. Quatias Phokis’den gelen halkı kendi safına çeker ve bu sayede Menes’in iktidarına son verir. Phokis halkının Phokaia topraklarında kent kurmaları bu başarı sonucunda gerçekleşir. Sözü geçen olayın gerçekleştiği tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte Doğer’e göre, MÖ 10. yüzyıl ortalarında olması muhtemeldir. Kyme kentinin tarihsel süreci farklı dönemlerde meydana gelen ve bugünlere antik yazarlar sayesinde aktarılan olaylar göz önünde bulundurularak sizlere kronolojik sıralamasıyla sunulacaktır.

 

Kentte yapılan çalışmalarda MÖ 8. yüzyıla ait arkeolojik buluntular ile birlikte, MÖ 700-650 yıllarında yaşamış olan Antik Dönemin başarılı şairlerinden Hesiodos’un babasının Kymeli olduğu ve Kyme’den Yunanistan’a göç ettiğini şairin aktarımlarından öğrenmekteyiz. Kyme kenti ile ilgili bu yüzyıla ait bir diğer veri ise Yunanlar tarafından ilk Frig Kralı olarak bilinen Midas’ın Kyme ile ilişkisine dairdir. Bu ilişki, Frig Kralı Midas’ın Kyme Kralı Agammemnon’un kızı Hermodike/ Demodike ile evlenmesi sayesinde oluşmuştur. MÖ 7. yüzyılda ise Kyme kentinin adı yine dönemin güçlü uygarlıklarından biri olan Lydia Uygarlığına 49 yıl (MÖ 671-624) hüküm sürmüş olan Kral Ardys ile ilişkilidir. Ardys’in kral olmadan önce bir süre Kyme topraklarında kaldığı bilinmektedir.

 

Kyme, MÖ 6. yüzyılın ortalarında çoğu Batı Anadolu kenti gibi Pers egemenliği altına girmiştir. Bu döneme ilişkin Herotodos’un aktarımlarında Kyme antik kentinin tek bir pasajda adının geçtiğini görmekteyiz. Sözü edilen pasajda anlatılan olay şu şekilde gerçekleşmiştir: Lydia devletini yağmalayan Pers Kralı Kyros, Lydia hazinesini Paktyas isimli bir Lydialıya teslim eder. Daha sonra Paktyas’ın isyan girişimi sonucunda, Kyros Pers ordusunu harekete geçirir ve Paktyas Kyme topraklarına sığınır. Bunun üzerine Kymeliler, Brankhos oğullarına (Didyma Apollon bilicilik merkezindeki kahinlere) Paktyas’ı ne yapmaları gerektiğini sorması için bir elçi gönderirler. Kahin, Paktyas’ın Perslere verilmesi gerektiği cevabını verir, fakat Herakleides oğlu Aristodikos elçinin söylediklerinden şüphe eder ve kahine tekrar danışmak için halkı ikna eder. Bunun üzerine bilicilik merkezi Didyma’ya ikinci kez gidilir ve Aristodikos, kahine; “ Efendimiz, Lydialı Paktyas yalvararak bize geldi. Perslerin orada kendisini bekleyen acı bir ölümden kaçıyor. Persler Kymelilerden onun kendilerine verilmesini istiyorlar. Biz, Perslerin şerrinden korkmakla beraber, bugüne kadar böyle bir cürette bulunmadık; ne yapmamız gerektiğini önce sizin ağzınızdan ve açıkça duymak istiyoruz” sorusunu sormuş, fakat aldıkları cevap yine aynı olmuştur. Bunun üzerine Kymeliler, Paktyas’ı Mytilene’ye (Lesbos/Midilli) sürmüşlerdir. Pers Kralı Dareios Döneminde ise yine Herodotos’un aktarımları sonucunda MÖ 512’de İskitler üzerine sefer düzenleyen Dareios’un safında Aiol kentlerinden sadece Kyme’den Aristagoras’ın olduğunu öğrenmekteyiz.

 

Herodotos’un Kyme ve diğer Aiol kentleri için bir diğer önemli aktarımı ise dinsel bir birlikteliğe sahip on iki kentten oluşan bir konfederasyonun varlığından bahsetmesidir. Bu aktarım sayesinde Kyme kentinin ve adı geçen diğer Aiol kentlerinin MÖ 5. yüzyıldaki varlığı somut veriler dışında yazılı kaynaklarla da teyit edilmiştir. Aynı yüzyıla ait somut materyal örneği ise kentin MÖ 480-450 yıllarına tarihlenen gümüş hemiobol sikkenin ön yüzünde sola dönük profilden bir kartal başı, KY lejantı ile birlikte, arka yüzde ise quadratum incusum yer almaktadır.

 

MÖ 5. yüzyılın başında, Miletos Tiranı Aristagoras’ın önderliğinde başlayan ve kısa sürede tüm Batı Anadolu’ya yayılan Ionia ayaklanmasına katılan Kyme kenti, Sardeis satrabı Artaphernes’e boyun eğmek zorunda kalmıştır. Persler tarafından bastırılan Ionia Ayaklanması MÖ 5. yüzyılda yaşanacak olan mücadelelerin fitilini ateşlemiştir. MÖ 490 yılında Persler, Atina ve Sparta kentlerinin cezalandırılması için bir seferde bulunmuşlardır. Maraton yakınlarında gerçekleşen mücadele, Persler için olumsuz sonuçlanmıştır. Bu yenilgiden 10 yıl sonra Persler tekrar harekete geçip, Termopylai geçitini aşarak Atina’yı yakıp yağmaladılar. Fakat Salamis açıklarında gerçekleştirilen deniz savaşında Pers donanması bozguna uğratılmıştır. Özetle anlatılmaya çalışılan bu mücadeleye Kyme’nin katkısı ise daha önce Ionia ayaklanmasında Perslere karşı ayaklanan kitlenin yanında yer alıyorken, Pers-Yunan savaşlarında Pers donanmasına Aiolis Bölgesi’nden katılan 60 geminin 15'i Kyme kentine aittir. Pers donanması bu yenilginin ardından kışı Kyme ve Samos’da geçirmiştir.

 

Kyme’nin MÖ 478’de Attika Delos Birliği’ne üye olduğu bilinmektedir. Birliğe ödediği yıllık 9 talentlik verginin Ephesos ve Miletos gibi büyük kentlerden bile daha fazla olması dikkat çekicidir. Attika Delos Birliği’nin hakimiyeti Atina’nın elindedir. Bu durumdan rahatsız olan Sparta, aralarında uzun yıllar devam edecek olan (MÖ 431-404) Peloponnesos Savaşları’nı başlatmıştır. 27 yıl devam eden bu süreçte Kyme kıyıları da bu mücadeleye zaman zaman şahit olmuştur.

 

MÖ 4. yüzyılda ise Kyme ve Klazomenai arasında, Aiolis Bölgesi sınırları içerisinde yer alan Leukai kenti üzerine hak talep etmekten kaynaklı bir çatışma yaşanmıştır. Bu anlaşmazlık sonucunda Delphi’deki Apollon kahinlerine, kentin kimin olması gerektiği konusunda danışılmıştır. Kahin, Leukai’da hangi kentin halkı ilk kurbanı keserse, kentin hakimi olacağı cevabını vermiştir. Bunun üzerine Leukai’ye daha yakın olan Kyme bu avantajı kullanarak harekete geçmiştir. Fakat Klazomenai’nin, Leukai yakınlarında yer alan kolonisine haber vermesiyle kentte ilk kurban Klazomenai adına akıtılır. Böylelikle Kyme kent sınırlarına yakın önemli bir toprak parçasını kaybetmiş olur.

 

MÖ 4. yüzyılın sonlarına doğru Pers himayesi altında kalan Kyme antik kenti, MÖ 334’den itibaren Makedon hâkimiyetine girmiştir. Bu döneme ilişkin yazılı kaynaklar aracılığıyla, Büyük İskender’in Apollon Tapınağı’na bronz bir şamdan hediye ettiği aktarılır, fakat kentte şu ana kadar yapılan çalışmalarda Apollon Tapınağı’na ait herhangi bir arkeolojik veriye ulaşılamamıştır. Kyme, İskender’in ölümüyle MÖ 305’de Antigonos’un, MÖ 301’de Lysimakhos’un, MÖ 281’de Seleukos hâkimiyeti altında yaşamaya devam etmiştir. MÖ 129 yılında ise Roma egemenliği kente hakim olmuştur.

MS 17 yılında tüm Batı Anadolu kentlerini etkileyen deprem meydana gelmiştir ve Kyme o dönemde Roma İmparatoru Tiberius’un yardım ettiği kentlerden biridir. Hıristiyanlığın resmi olarak kabulüyle birlikte kent, böl¬genin piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte yapılan araştırmalarda MS 12. yüzyıla kadar yaşamın devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Kyme'de Yer Alan Kalıntılar

Kyme antik kenti özellikle kamusal ve ticari alan için uygun tam olarak iki tepe arasındaki düzlükte ve denize çok yakın bir alanda bulunmaktadır. Kazılar, kentteki üretim ve ticaret faaliyetlerinin Geometrik Dönemden, Geç Bizans Dönemine kadar devam ettiğini ortaya koymuştur. Yapılan kazı çalışmalarında 2017 yılına kadar açığa çıkarılan yapılar; liman, sur duvarları, stoa, tiyatro, Hellenistik-Roma agorası, Geç Hellenistik Döneme ait küçük tapınak, Kuzey Tepe’deki Kybele/Koutrophoros/İsis Tapınağı, Güney Tepe’deki yerleşim alanı ve Bizans Dönemine ait kale yapısıdır.

Kyme antik kentinin limanı MÖ 8. yüzyıldan itibaren kentin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Günümüzde Aliağa ilçesi sınırları içinde yer alan kentin sanayi ve ticaret alanındaki gelişmesinde konumun etkisi Antik Dönemde olduğu gibi bugün de etkilidir. Hesiodos’un aktarımları doğrultusunda, Kymeliler MÖ 8. yüzyılda kıyı kenti olmanın farkındalığı ile deniz ticaretini yapan Antik Dönem kentlerinden biriydi. Liman alanına ait kalıntılar, 190 metre uzunluğundaki iskele yapısıdır48. 1979 yılında liman alanında şu an İzmir Müzesi’nde sergilenen Hellenistik Döneme ait, bronz koşan atlet heykeli bulunmuştur. Antik Çağdan günümüze ulaşan az sayıda bronz eser olması bu heykelin önemini artırmaktadır.

Kyme kent surları, kenti güney ve kuzeyden çevrelemektedir. Sur duvarının başlangıç noktası liman alanındadır. Yapılan araştırmalar sonucunda sur duvarlarının kuzey ve güney ucunda iki kapı tespit edilmiştir. Bu yapılar “Deniz Kapısı” ve “Pervazlı Kapı” olarak adlandırılmıştır. Sur yapısında yapılan araştırmalar, yapının MÖ 4. yüzyıl sonu-MÖ 3. yüzyıl başına ait olduğunu ortaya koymuştur. Yapıda kullanılan blokların arkeometrik analizleri, surda kullanılan andezit blokların Kyme’nin 15 kilometre güneyinde yer alan ocaktan getirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Sur duvarlarının üst yapısının oluşmasını sağlayan blokların ise Phokaia yakınlarındaki taş ocaklarından getirildiği tespit edilmiştir.

Stoa, Kyme kentinin agora yapısından liman alanına doğru kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda 125 metre uzunluğunda, 15 metre genişliğinde dikdörtgen büyük bloklardan oluşmaktadır. Yapılan çalışmalarda temel seviyede korunduğu gözlemlenmiştir. Stoanın temel bloklarının yoğun bir yangın tabakası üzerine yerleştirildiği görülmüştür. Yangın tabakası Arkaik Döneme tarihli olup, alanda bulunan seramikler MÖ 8. yüzyıl sonu ile MÖ 7. yüzyılın başlarına tarihlendirilmiştir. Arkaik Dönem tabakası üzerine konumlandırılan Kyme stoası ise yapılan araştırmalar sonucunda, en erken evresinin MÖ 4. yüzyıl sonları-MÖ 3. yüzyıl başları olduğu tespit edilmiştir.

Tiyatro, kentin Kuzey Tepe mevkiinin güneybatısında yer almaktadır. Tiyatronun Hellenistik Dönemde inşa edildiği tespit edilmiştir. Caveası doğal yamaçtan yararlanılarak oluşturulmuştur. Bu özelliği ile Hellenistik tiyatroların karakteristik özelliğini taşımaktadır. Kyme tiyatrosunun Roma Döneminde ikinci bir evresinin olduğu yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir. Bu dönemde, su oyunlarının oynanabilmesi için orkestra alanı genişletilmiş ve genişletilen alan mermer plakalar ile kaplanmıştır. Bizans Döneminde ise üç ayrı kireç ocağının tiyatroda faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir.

Agora’da yapılan çalışmalarda; kaideler, eksedralar ve portikolar gibi Roma meydanlarının karakteristik unsurları ile karşılaşılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, Geç Bizans Dönemine kadar yaşamın devam ettiğini gösteren çeşitli yapılara rastlanılmıştır. Bu yapılardan biri geç dönemde inşa edilen tek nefli-apsisli kilise doğrudan Agora’nın döşemesi üzerine oturtulmuştur. Kilisenin dışında, kuzeydoğu kenarda yapılan kazılarda, 44 mezar açığa çıkarılmıştır. Az sayıda ele geçirilen buluntular ışığında nekropol alanı MS 5-7. yüzyıl arasına tarihlendirilmiştir. Çocuk gömü sayısı oldukça fazla olan bu mezarlarda bütün iskelet bulmak pek mümkün olmamıştır. Nekropol doğu-batı doğrultusunda ilerleyen cadde tarafından son bulmaktadır.

Küçük tapınak olarak adlandırılan yapı, dikdörtgen plana sahip ve tiyatronun güneydoğusunda yer almaktadır. Alanda yapılan çalışmalarda, tapınak yapısının öncesinde MÖ 4-3. yüzyıla tarihlenen konut mimarisine ait kalıntılar ile karşılaşılmıştır. Tapınağın ise MÖ 2-1. yüzyılda konut yapısı üzerine inşa edildiği tespit edilmiştir. 1984 yılında Vedat İdil başkanlığında yürütülen bu çalışmalarda, MÖ 1. yüzyılın son çeyreğine tarihlenen Satyr’e ait bir heykelin kaidesi bulunmuştur. Kaidede yer alan yazıtta heykelin Serapis’e adandığı anlaşılmıştır. MS 2. yüzyılda Roma İmparatorluk Döneminde de kullanım gördüğüne dair veriler ele geçmiştir. Söz konusu alanın MS 5-6. yüzyıllarda ise tamamen kullanım dışı olduğu ve yağmalandığına dair kuvvetli izlere rastlanılmıştır. 

Kybele/Koutrophoros/İsis Tapınağı, şehrin akropolü olan Kuzey Tepe’de yer almaktadır. Tapınak, Aliağa Körfezi ve Smyrna’yı Pergamon’a bağlayan yola hakim konumdadır. Bu alanda ilk olarak 1925 yılında Salac başkanlığında yürütülen çalışmalarda açık hava tapınımına işaret eden bazı verilerle karşılaşılmıştır. 1990 yılında Lagona başkanlığında tapınakta yürütülen çalışmalarda yapının üç ayrı dönemde, üç ayrı tanrıçaya ithaf edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Öncelikle yapının Arkaik Dönemdeki varlığına dair ilk somut veri, alanda bulunan Aiol sütun başlığıdır. Bu dönemde yapının Kybele’ye atfedildiğini düşündüren iki önemli buluntu tespit edilmiştir. Bu buluntular; tahta oturan Tanrıça Heykeli ve Kybele naiskosudur. Yapı Geç Klasik- Erken Hellenistik Dönemde genişletilmiş ve üç bölümlü Ionik bir tapınağa dönüştürülmüştür. Yapının bu tabakasında yürütülen çalışmalarda, çok sayıda ele geçen kourotrophos figürinleri ile beraberinde bulunan tapınak oğlanı figürinleri bu dönemde yapının kourotrophosa ithaf edildiğini düşündürmüştür. MÖ 2. yüzyılın ikinci yarısında İsis kültünü kente dâhil etmek için yeniden inşa edilmiştir. İsis kültü ile bağlantısı tapınak kazıları sırasında ele geçen yazıt ile tespit edilmiştir.

Kyme antik kentinin Güney Tepe alanı kentin yerleşimine dair veriler ortaya koymuştur. 1988 yılında bu alanda, Massimo Frasca tarafından yürütülen çalışmalar, yerleşim alanının MÖ 8. yüzyıldan MS 7. yüzyıla kadar devam ettiğini kanıtlar niteliktedir. Çalışmalarda, MÖ 8. yüzyıldan MÖ 4. yüzyıla kadar herhangi bir konut yapısı tespit edilmemiş, bu nedenle alanda bulunan seramikler yardımıyla tarihlendirme yapılmıştır. Konut yapısına dair en erken örnek MÖ 4. yüzyıla tarihlenmektedir. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda, yerleşim alanının MS 7. yüzyıldan sonra terk edildiği düşünülmektedir.

Limanın yanında bulunan Kyme antik kentinin Bizans Dönemine ait kale yapısı MS 12. yüzyıla tarihlenmektedir. Yapı düzensiz beşgen bir forma sahiptir. Kalenin iç planı dikdörtgen geniş bir avlu ve avlunun etrafında sıralanan mekânlardan oluşmaktadır. Kale duvarlarının pek çoğu devşirme taş ile oluşturulmuştur. Kaleye kuzeydoğu köşeden giriş yapılmaktadır. İki kule yapısı kaleyi koruma amacıyla yapılmıştır. Bu alanda yaşam, 1415 yılında Osmanlı Padişahı I. Mehmet tarafından alınana kadar devam etmiştir. Kyme antik kentinin etrafı ne yazık ki sanayi kuruluşları tarafından çevrelenmektedir. Sanayi kuruluşları üçüncü derece arkeolojik SIT üzerine konumlandırılmıştır. Bu alanlarda İzmir Müze Müdürlüğü tarafından kurtarma kazıları yürütülmektedir. Bu çalışmalar Kyme’nin nekropol (mezarlık) alanları hakkında bilgi edinmemize büyük katkı sağlamaktadır. Kurtarma kazılarında nekropoller dışında; antik yollar, işlikler ve su sarnıçları da tespit edilmiştir. Kyme antik kentinin nekropol alanı, körfezin güney noktasından başlayarak yarım daire şeklinde kentin kuzeyinde bulunan iki tümülüs mezarla son bulmaktadır.

Kentin kuzey tarafında bulunan nekropol ilk olarak 1881 yılında Reinach tarafından yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. Kyme’nin nekropol alanlarına kısaca değinmek gerekirse; Batı Limanı adı verilen nekropol Kyme’nin güneybatısında yer almaktadır. Alanda yapılan çalışmalarda edinilen buluntular ışığında nekropol alanının MÖ 5. yüzyıldan MÖ 1. yüzyılın sonuna kadar kullanıldığı tespit edilmiştir. İzmir Demir Çelik (İDÇ) Nekropolisi kentin bir kilometre güneyindedir. İDÇ Nekropolünün mezar hediyeleri göz önüne alındığında, antik Kyme insanlarının kuyumculuk konusunda geldikleri noktayı anlamamız nedeniyle önemlidir. Nekropolde yapılan çalışmalarda bulunan mezar hediyelerinden en erken tarihli örnek MÖ 625-550 yıllarına aittir. Özellikle kadın mezarlarından ele geçen altın takıların Hellenistik Döneme ait olduğu tespit edilmiştir. Kentin güneydoğusunda yer alan Dört Yıldız Nekropolisi’nde ise MÖ 7. yüzyıldan MS 7. yüzyıl başlarına kadar kullanım gördüğüne ait buluntular saptanmıştır.

Kyme’nin bir kilometre doğusunda Habaş Nekropolisi bulunmaktadır. Nekropol, Kyme ile Pergamon arasındaki bağlantıyı sağlayan yol güzergâhındadır. İzmir Müze Müdürlüğü tarafından yürütülen kurtarma kazılarında nekropolün, MÖ 7. yüzyıldan MS 4. yüzyıla kadar uzun yıllar kullanıldığını kanıtlayan arkeolojik verilere ulaşılmıştır.

Kentin kuzeyinde ise iki tümülüs mezar açığa çıkarılmıştır. 1995 yılında İtalyan Kazı Heyeti tarafından tespit edilen tümülüs mezarın Antik Dönemde soyulduğu saptanmıştır. Verger tarafından yürütülen çalışmalarda Kelebek Tepe olarak adlandırılan ikinci tümülüsün iki kez yağmalandığı ve MÖ 7. yüzyıl ile MÖ 5. yüzyılda kullanım gördüğü tespit edilmiştir.

Kyme antik kenti MÖ 8. yüzyıldan MS 12. yüzyıla kadar geniş bir tarih aralığında sürekli bir yerleşime ev sahipliği yapmıştır. Ne yazık ki sanayi kuruluşları arasında kalması nedeniyle oldukça şanssız antik kentlerden biridir. Kentte yapılan çalışmalarda edinilen bilgiler Aiolis Bölgesi ve Arkeoloji bilimi açısından oldukça önemlidir. Kyme antik kentinin korunmasına ve açığa çıkarılmasına katkı sağlayan tüm bilim insanlarına, nekropol alanlarında kurtarma kazıları yürüten İzmir Müze Müdürlüğüne ve uzmanlarına, Aiolis Bölgesi kentlerinin yayınlarla tanıtılmalarına destek veren Aliağa Belediyesine katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

Henüz beğeni yok